10 Temmuz 2009 Cuma

Elle Macpherson - HERVE LEGER

 


Bugün tam bir kılım. Herşey batıyor, herşeye sinir oluyorum. Böylesine hormonal dengesizlik yaşadığım birgünde böyle bir kadını görmek zorundamıyım yahu..Hatun 46 yaşında adeta 26'lık genç gibi diri ve en önemlisi taşşşşş..Elle Macpherson altın renkli muhteşem bir Hervé Leger mini elbisenin içinde şahane görünüyor. Saçının balyajları bile kıyafetin rengiyle müthiş bir uyum içinde.

Sporla, bakımla, estetikle böyle görünmek olamaz. Ancak "yukarıdakinin" iltimas geçmesiyle olabilir !!

YALANINIZI YESİNLER !!

 
Bugünkü Vatan gazetesinde ilk sayfadan girilmiş bir haber :

" Eurovision'da giydiği kıyafet ünlü modacılar tarafından beğenilmeyen Hadise artık sahne kostümlerine servet harcıyor. Hadise'nin geçen hafta Zonguldak konserinde giydiği elbiselere de astronomik rakamlar ödediği öğrenildi. Fuşya rengi mini elbisesinin İtalya'dan 13 bin euroya alındığı, elbiseye Hadise'nin Türk asıllı Belçikalı modacısı Mahmut Karadağ'ın da 7 bin euroluk değerli taşlarla süslediği belirtildi."
Olması gereken :

" Hadise geçen haftaki Zonguldak konserinde Balmain markasının 2009 İlkbahar kreasyonundan fuşya renkli mini bir elbise giydi. Ama medyada, modacısı Belçika asıllı Mahmut Karadağ'ın adı geçsin diye ekstra 7 bin euroluk taş eklendiği haberi yapılıyor. Aslında 13 bin euroluk kıyafetin kendinden taşları oldukça parlak ve resimde görüldüğü gibi ekstra bir yerede ekleme yapılmamış."

Hadi modadan anlamayanlara yutturdunuz ama bilinki bizler gibi bu bayat numaraları yemeyenlerde var !!

KLASİK TÜRK İŞİ

 


Bayılırız yabancılardan fikir çalmaya. Albüm resmi için orjinal bir fikir bulmak bu kadar zormu yahu..

Buyrun son araklamaya..Biri Christina Aguilera'nın 2008 albümün resimleri, diğeri ise Sibel Can'ın son albüm resimleri..

09 Temmuz 2009 Perşembe

SÜREYYA SULTAN !!

 
Boşuna bu hatun diğerlerinden farklı demiyorum. Süreyya Sultan son röpörtajında yine gönlümü fethetti.

Diğerleri gibi sevgili yada koca destekli sınıf atlayanlardan değil. Doğar doğmaz ağzına pırlanta kaşıkla mama verilmiş. Dünyanın sayılı zenginlerinden bir aileye mensup. Son derece alaturka bir zevke sahip. Ama olsun. Ben ona bu tarzı yakıştırıyorum. Elin gavuru böyle giyinir tarz derizde niye Süreyya Sultan giydiğinde tü kaka derizki. Her zengin kadının değişmez kaderi doğru erkeği bulmakta zorlanıyor. Evlilikleri adeta flört gibi. Karun gibi zengin ama iş aşka gelince yok aslında birbirimizden farkımız.

O, parasını dibine kadar harcayan şanslılardan. Kış oldumu en gözde kulüplerde, yaz oldumu en gözde plajlarda. Aman beni çekmeyin yan cebime tripleri yok. Mayolu resimleri çekilmesin diye Göcek'de kendini bir yata kapatmıyor. Alıyor tonlarca mayokinisini, takılarını, pareolarını salım salım salınıyor. (Diğerlerinin mayolarını görünce Süreyya'cığım sönük bile kaldı bu sene) Dergilere fazla röpörtaj vermiyor. Son olarak bir kuralda koymuş. Kendisiyle röpörtaj yapmak isteyenler Kanser Vakfı'na ödenen bağış makbuzu ile gelecek. (Helal olsunnn) Giyimini abartılı bulanları hiçmi hiç sallamıyor. Hep böyleydim ve hep böyle olacağım kime ne diyecek kadar özgüvenli.

O hep olduğu gibi. Kendisini beğendirme sevdasında değil. Davranışlarında zorlama olmadığından bu kadar süse püse karşın içlerinde en doğalı Süreyya. Sizi bilemem ama ben bu hükümet gibi kadını seviyorum.

Yürü be Süreyya Sultan..Kim tutar seni !!

Son Röpörtajını Okumak İçin TIKLA

İŞİ BİLENLER PARİS'DE !

Paris Haute Couture Moda Haftası sebebiyle birçok ünlü sima Paris'de bir defileden diğerine koşturuyor.



Kylie Minogue Jean Paul Gaultier defilesinde. Kıyafeti zaten JPG diye avaz avaz bağırıyor. Nedense pek bir 90'lar olmuş. Üstelik botoksun ölçüsünü iyice kaçırmış. Asma kaşlarıyla gergin bir cilt son derece kötü görünüyor.

Jean Paul Gaultier'in dostu ve danışmanı Ines de la Fressang da JPG defilesinde. İsminin yazılı olduğu çanta dikkatleri çekiyor.

Elsa Pataky, Megan Fox, Cate Blanchett ve Roberta Armani, Armani Privé defilesinde. Megan Fox gitgide 50'lerin Hollywood yıldızları gibi görünmeye başladı. Birde şu dövmelerinden kurtulsa şahane olacak. Ama istediği kadar vamp bakadursun yanında Cate'ciğim varken o işve cilve bakışları bir halta yaramaz. O pembe beyaz cildine hafif makyaj yaptımı öyle güzel görünüyorki.

Ayrıca Paris Moda Haftasında nedense İtalyan modacıları görmeyi bir türlü hazmedemiyorum. Haute Couture'ün gerçek ustaları makaslarını bırakırken Armani Privé ne demek oluyor :((



Marion Cotillard Dior defilesinde. Kendisine Dior'un CEO'su Sidney Toledano eşlik etti. Yine tam bir Fransız asilliğinde son derece şık.

Chanel defilesinde Anna Mouglalis çok zarif. Emmanuelle Beart Stephane Rolland defilesine giderken. Eski top model Estelle Lefebure Dior defilesinde.



Isabelle Huppert ve Emmanuelle Beart Armani Privé defilesinde. Avrupa sinemasının bu önemli 2 ismi klasik Fransız sadeliğinde ve şıklığında. Ines de la Fressange bu sefer Chanel defilesinde. Pantalon ve ceket kombinasyonunu hala en güzel taşıyan isimlerden.

AKSESUARLAR YİNE GÖZDE !

Paris Haute Couture Moda Haftasında Givenchy'nin çizgilerine bayıldım.



Kıyafetin keskin çizgileri adeta büyülüyor. Bu yetmezmiş gibi muhteşem renklerdeki kumaşı gösterişli aksesuarlarla buluşturmuş.



Givenchy'nin aksesuarları yeni sezonun gözdeleri olacak gibi.



İşte bazı gazetelerimizin hemen Paris'de türban diye başlık atacağı kreasyonlar. Riccardo Tisci'nin Morocco ve Orta doğu esintileri apaçık ortada. Gösterişli takılar öylesine hipnotize edici ki kıyafete bakmayı bile unutabilirsiniz.



Kişisel Notum : 10/10

08 Temmuz 2009 Çarşamba

TREND ALERT : HAYVAN DESENLİ T-SHİRTLER

 


Rihanna'nın geçenlerde Christopher Kane imzalı goril baskılı elbisesi
epey ses getirmişti.
Bu arada bu kızcağız kendine has bir stil bulursa iyi olacak. Glam rock, 80'ler, cici kız, seksi kız, Princevari stilleri bir arada gitmiyor. Bir yere acilen demir atmalı yoksa sonu bizim saçma salak ikonlara benzeyecek :)



Net-a-Porter'de de gezinirken birçok modacının yaz sezonunda hayvan motifleri kullandığını görüyoruz. Stella McCartney'den Diane von Furstenberg'e kadar..

JARTİYERİN GÖRKEMİ

 


Moda haftalarının benim için en önemli ve görkemli olanı Paris Haute Couture Moda haftası başladı.
Tabi en merakla beklenenlerin başında Christian Dior defilesi geliyor. Maestro John Galliano'nun kendine has masalsı dünyası hep ilgi çekici olmuştur.



Bu sefer en seksi iç çamaşır olan jartiyer baş rolde.



John Galliano her zamanki renk cümbüşünü kaliteli kumaş ve moda renklerle bezemiş. Kadının her döneme ait güzellik ve şıklığını olabilecek en estetik şekilde sunmaya devam ediyor.



Şapkaların devasa görkemi insanı büyülüyor. John Galliano'nun paletinde kadın hep gerçek bir kadın gibi görünüyor. Kişisel Notum : 10/10 (Haute Couture'de aşağısı zaten başarısızlıktır)

Ne zaman jartiyer görsem aklıma seneler önce yaşadığım jartiyer kabusu gelir. Bakmayın öyle basit göründüklerine. Aslında bu meletleri giymek ustalık istiyor. En az yarım saatlik bir çırpınma sonucu emelime ulaşmıştım ama gelin görünki aynadaki halim hiç de bu resimdeki hatunlar gibi değildi. Böylelikle ben ve jartiyer maceram orada son bulmuştur.

Peki, jartiyerlerin Eiffel Kulesiyle bir alakası var desem ne dersiniz ? Rivayete göre Eiffel Kulesini yapan Mösyö Eiffel'in karısının korkunç bacak ağrıları olurmuş. Kadıncağızın daracık ve havasız çorapları giymesi adeta bir işkenceymiş. Mösyö Eiffel taşınmış düşünmüş ve en sonunda şu anki jartiyerin ilk adımlarını atmış. Tabi ki şimdiki güzellikle olmamakla birlikte karısının çoraplarını bir hizadan kestikten sonra düşmesin diyede başka bir eklentiylede beline bağlamış. Böylelikle ilk taslak ortaya çıkmış..

30 Haziran 2009 Salı

BİR NİŞANTAŞILININ KALAMIŞLI OLMA HİKAYESİ

 
Gözümü Teşvikiye Hüsrev Gerede Caddesinde açmış biriyim. Tüm arkadaş çevrem yakın semtlerden olmuştur. Tikiliklerim, platonik aşklarım, ergenlik çağım hep Nişantaşı ve çevresinde geçmiştir. Dişçim, terzim, kitapçım herşeyim ama herşeyim topu topu 3 semtin içindedir..Nişantaşı ötesi İstanbul dışı, karşı taraf ise Türkiye dışıydı :) Ergenliğim hep " aaaaa hayatta buralardan başka bir yerde oturmam " demekle geçti. Damat adayı burada benim istediğim yerde oturmak zorundaydı yoksa çekeceği vardı. Boşuna dememişler büyük konuşma diye :) Aşık olduğum adam beni taa Paris'de buldu. 3 ay içinde yıldırım aşkı ve evlilik. Ve kendimi birden Bebek'te leb-i derya bir dairede buldum. Ailenin tek çocuğu şımarık kızıyımya. Mutlu etmedi beni orası. Önümde deniz varmış, süper havalıymış falanmış filanmış geçiniz efendim. 9 aylık Bebek maceram +8 kiloyla sonuçlandı. Nefret etmek için ideal sebep. Baktı adam benim dırdırımla başa çıkamıyor bu sefer Maçka maceramız başladı. Çok şükür köklerime yakın bir yerdeydim artık. Annem yakın, kafelerim yakın, herşeyim az bir yürümeyle ayağımın altında. Dünyanın en iyi kocası benim kocamdı işte :)

Bir süre sonra ev alma sorunları hortladı. Her aile büyüğü bizi ilk gördüğünde " aaa daha çocuk yok mu "
ya da " en kısa zamanda bir eviniz olur inşallah " cümlelerini otomatiğe almıştı sanki. Çocukta istemiyoruz, evde..Size ne lennnnn diye kimbilir kaç kez çemkirmem gelmiştir sayısını unuttum. Ama tabi erkekler bizim gibi düşünmüyor. Kocamı yavaştan yavaştan bir telaş almaya başladı. Evini almalı ve herkesi susturmalıydı. İşte o dönemlerde yaklaşık 1 sene ev arayışına başladık. Ben yine malum 3 semtim içinde gezinip dururken eşim sınırı daha geniş tutuyordu. Ama benim istediğim semtlerde arzu ettiğimiz ölçülerdeki evler bütçemizi epey aşıyordu. Bir türlü o ayarı tutturamıyorduk. En sonunda eşimin almaya karar verdiği ve panikler içinde hayıııııır diye içimden haykırdığım bir ev dönüm noktamız oldu. Eve yıldırım hızıyla dönüş ve Hürriyet Emlaka gömülüş. Bir süre sonra baktım ki bende semtlere bakmıyorum artık. Ne olursa olun acilen bir ev alınmalıydı. Ama en azından kabul edilir bir semtte. O Nişantaşı çevresinden çıkmam diye hava caka atan bendeniz kendi elimle Kalamış'ta bir ev buldum. Evin yeri süper..Ev şahane..Ve en önemlisi bütçemize uygun..Bir ay içinde evi satın almıştık. Eveeeeet görev tamamlanmıştı. Ama taşınacağımızı kim söylemişti dimi :) Kocam kendi kendine hayaller kurarak eve en kısa zamanda yerleşeceğimizi düşüyor. Önde deniz, yakında marina ohhh süper bir hayat ! Gelinde bana sorun o süperi..Anadolu yakası ve ben ?? Pahhh..olacak işmi yahu :) Kadıköy ve Bostancı iskelesi dışında bir üçüncü yeri bilmem karşı yakada. Böylelikle iç dekoratöre elimden gelen tüm despotluğu yaparak taşınma işimizi olabildiğince geciktirmeye başladım. Yok o olmamış değiştir, yok bu güzel durmamış derken 2 seneye yakın zaman geçti ve ev hala tamamlanamadı. Sonunda Mart ayında ilahi adaletmi derler ne derler bilmiyorum bendeniz hamile olduğumu öğreniyorum. Baktım zamanla bebek için en ideal yerin Kalamış olduğunu düşünmeye başlamışım. Evin önü park, sahil yolu doğum sonrası kiloları vermek için ideal uzunlukta ve düzlükte. Çevre temiz ve nezih. O yıllardır toz kondurmadığım Nişantaşı'm ise birdenbire kalabalık, gürültülü ve egzoz kokulu bir yer oluvermişti :) Yuvayı dişi kuş yaparya, dekoratöre melek oluverdim birden :) 2 senedir bitemiyen o ev 3 ay içinde bitivermişti. Ve Pazar günü büyük taşınma..

Artık Nişantaşılığım sona eriyor. Bu bir milattır arkadaşlar. Sakın gülmeyin. Benim halimden ancak benim gibi kökseverler anlar :) Bebek olmasaydı o ev sittin senede bitmezdi. Ama işte hamişlik insanın tüm hormonlarını değiştirmekle kalmıyor, düşünceler ve planlarda değişiyor..Daha bir sessiz, daha bir sakin daha bir O'na ve size uygun yer arıyorsunuz. O zamanda kökmüş mökmüş hikaye oluveriyor.

O yüzden bu aralar tüm vaktim taşınma işleriyle geçiyor. Kısa bir süre haberlerime ara vermek zorundayım. Ama sakın yorumlarınızı eksik etmeyin. Onlar bu işin en sevdiğim yönü.

Güzel haberide en sona sakladım..Amniosentezim temiz çıktı. Bu zor dönemimde beni yalnız bırakmayan sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır...

Anadolu yakasında oturan arkadaşlar tavsiyelerini eksik etmesin. Mesela tavsiye edeceğiniz spor kulübü, en havalı ve cakalı ama tiki olmayan kafe/restorant, adı sanı bilinmeyen ama gidilesi alışveriş adresleri vs..Tavsiyelerinizi bekliyorum..

Son olarak..Bir tatlı huzuuuur almaya geldik Kalamııııış'taaaaaan, ah Kalamış'taaaaan :))

29 Haziran 2009 Pazartesi

ANNELİK MODASI

 
İşte anne olduktan sonra yeni parfümünün satışı için bunu pazarlama metodu olarak uygulayan biri daha...

Annelik eskiden o kadar sıradan bir hadiseydiki şimdiki ilgiyi doğal olarak anlamam zor. Anneyim bak diye kasım kasım kasılanlar, sanki yeryüzündeki tek anne kendisiymiş gibi caka atmalar, o minik yavruların ilk karelerinden milyonlar kazanmalar, 3 çocuğun oldumu kendini insanlığın kurtarıcısı gibi görmeler falan filan liste uzar gider. Okan Bayülgen bile programına çok çocuklu kadınları konuk etmişti. Benim dönemin annelerinde normal çocuk çocuk sayısı 3-5 idi. Annemler 5 kardeş, babamlar 3 kardeş. Eşimin ailesi aynı
3-4 kardeş diye gider. 30 yaşlarındaki çoğu kisinin büyük anneleri zamanında fabrika gibilermiş maşallah. Nedir bu şimdilerde sanki olağanüstü bir işmiş gibi ne kadar çok çocuk o kadar fazla annelik olgusu. Evlat edinmenin bokunu çıkaranlar, her kadın programında tüp bebek doktorları, manşetlerde sperm bankalarından anne olanlar, normalmi sezeryenlemi iddiaları, sevgilinin izni olmadan çocuk doğuranlar, anne olduktan sonra geçmişi silinenler ve birden bire meleğe dönüşenler...Anasını satayım herşey çocuk bazlı pazarlamaya döndü. Hayır acaba bende hamileyim diyemi bu kadar çok gözüme batıyor bu iş ?!

KRALİÇEM SEN ÇOK YAŞA !

 

Aslında ilk internete düştüğü zaman Madonna'lı bu LV reklamına farklı yorumlar yapmak niyetindeydim. Ama MJ nin ölümüyle elimizde kalan 80'lerin son ilahı olduğundan reklama artık farklı bir gözle bakıyorum..

Çekimin gerçekle uzakdan yakından ilgisi yok. O damarlı eller gidivermiş narin bir genç kız elleri oluvermiş. Kazara bir çizik bile yok 50'lik kraliçede. Fotoşop işini o kadar abartmışlarki adeta mumya bebek gibi görünüyor. Ama olsun..Ne olursa olsun. Yeterki kraliçem daha çok yaşasın..

EN ÇALIŞKAN MARKA

 
Chanel'i en çalışkan marka ilan ediyorum. Özellikle PR ve pazarlama çalışmaları bir an bile durmuyor. Audrey Tautou'lu Chanel No.5 parfümü, Coco Chanel'in filmi, Keira Knightley'in Coco Mademoiselle reklamı ve Keiser'in sonu gelmeyen yaratıcılığı.

Keira Knightley'in narin güzelliği ile klasik genç kadının parfümünün bileşimi çok hoş.

26 Haziran 2009 Cuma

GÜLE GÜLE KRAL !!

 



Üzüntüm ve keyifsizliğim tam gaz devam ediyor. Sabahtan beri yüzlerce klibini izledim
şarkılarını mırıldandım ama bir türlü kesmiyor. Sanırım bu klip bizlere en güzel veda
edişi oluyor..

Güle güle kral !! Fırlat şapkanı üzerimize doğru ve moonwalk yaparak ayrıl aramızdan !

MİMLİK SORULAR ve CEVAPLAR

Sevgili arkadaşlarım ICONJANE, STYLEBOOM ve MISSRED'S DIARY tarafından mimliler listesine katılmış oldum.. Aslında bugün üzüntülü bir günüm. Keşke keyfim olsaydıda bu güzel soruları muzur bir havada sizlerle paylaşıyor olsaydım. Belki de iyi oldu. Bu sayede kafam dağılacak..Teşekkürler canlarım..

1. İlk kez makyaj yapmaya kaç yaşındayken başladın?
Hmmm..Net hatırlamam imkansız. Sanırım hepinizden daha kocakarıyım o yüzden mazur görün. Ama en net hatırladığım kendime değil de pembe elbiseli en sevdiğim bebeğime makyaj yaptığım. Sanırım 5-6 yaşlarındaydım.

2. Aldığın ilk makyaj malzemesi neydi ve hangi markaydı?
Aldığım değilde hacıladığım demek daha doğru. Çok yakın arkadaşımın 2 tane vardı. Zorla bir tanesini bana ver yoksa bir daha senle konuşmam diye tehtit etmiştim kızcağızı :) Böylelikle sahip olduğum ilk makyaj malzemem Avon marka uçuk pembe ruj oldu.

3. Makyaj senin için günlük basit bir rutin mi yoksa hastalık mı?
30'lu yaşlardan sonra hiç makyaj yapmamaya ve sadece cilt güzelliğine önem vermeye başladım. Cildimin pırıl pırıl parlaması bana en iyi makyajdan daha güzel görünür. Regl dönemlerinde ciltteki renk değişimlerini silmek için ayda en fazla 2-3 kez fondöten kullanırım. Fondötende La Prairie'nin Caviar serisinin Anti-Cernes SPF 15' i şu ana kadar rastladığım en mükemmel fondöten. Düğün ve önemli davetlerde ise haute couture makyajımı Beymen Erdem Kramer'de yaptırırım.

4. Karşılaştığın her güzel makyaj malzemesini çılgınca arzuluyor musun?
Bir önceki sorunun cevabından anlaşılacağı gibi makyajı 30'lu yaşlardan sonra bıraktım. Artık böyle bir sorunum yok. Ama cilt için iyi gelecek bir kremi eğer çevrem tavsiye ediyorsa ve aklıma yatmışsa ne yapar eder muhakkak satın alırım.

5. Hiç MAC kullandın mı? Kullandıysan, "işte bu en harika ürünü!" diyebileceğin tek bir ürün söyle bana.
Evet. MAC in parlaklık veren simli allığını almıştım. Ama işte bu ürünü harika diyebileceğim bir deneyimim yok.

6. Her genç kızın favori bir siyah göz kalemi vardır. Senin favori göz kaleminin markası ve rengi?
Göz makyajında feci tutucuyumdur. Yıllardır aynı markadan vazgeçmem. O da LANCOME 'un tüm siyah kalemleri !!

7.Vazgeçemediğin, elinin altında en az üç-dört tane bulundurduğun favori rimelinin markası?
Yine Lancome her zaman Lancome..Volume vereni, Waterproof lusu o su bu su her şeyiyle Lancome.

8. Makyaj alışverişini en çok hangi mağazadan (tekin acar v.b.) /web sitesinden (strawberry v.b.) yapıyorsun
Havaalanlarında duty free mağazalarından ve Nişantaşı Beymen'den yaparım. Dermatolojik ürünlerim içinse Nişantaşı Fulya Eczanesi.

9. Makyaj malzemelerini nerede saklıyorsun?
Tüm temizleme ürünlerimi makyaj çantamla yanında taşırım. Ama su bazlı kremlerim buzdolabındadır.

10. Makyaj alışverişine aylık ne kadarlık bir bütçe ayırıyorsun?
Cilt bakımıma ciddi bir bütçe ayırırım. Mutfaktan keserim ama bakımımdan asla :) Kremlerim genelde 2 ay içinde biter. Ama bunun yanısıra her hafta kese, hamam ve özel cilt bakımlarım vardır. Creme de la Mer ve Valmont marka kremlerim 2 ayda bir yaklaşık 1.000 YTL eder. Serumlar ise daha fazla. Vücut kremlerime ise hiç girmiyorum :))

11. Severek takip ettiğin bir yerli ve bir yabancı makyaj blogunu yazar mısın?
Makyaj ilgi alanım olmadığından ne yazık ki bu konularla pek ilgilenmem. Onun yerine cildi sıkı ve diri gösterecek ne gibi metotlar çıkmış onları takip ederim.

12. Yerli makyaj markalarından favorin hangisi?
Pastel'in tüm kırmızı ve bordo ojeleri.

13. Hangi göz makyajı temizleyiciyi kullaniyorsun?
Bu konuda yine Lancome'un üstüne tanımam. Belki hemen hemen hepsini denemişimdir ama Lancome Eau Micellaire Douceur'dan iyisine rastlamadım. Yüz, dudak ve göz tümünü en hassas en güzel şekilde çıkarıyor.

14. Ten ve göz rengin?
Tenim açık buğday, gözlerim ise bal rengi.

16."Onsuz yapamam!" dedigin kozmetik markasi?
Dermalogica'nın Intensive Eye Repair. Özellikle spor sonrası duşunuzu aldıysanız birde hamam yada buhar banyosu yaptıysanız göz kenarlarınıza bunu sürdüğünüzde birden 18'lik göz kenarlarına sahip oluyorsunuz. Tabi bir süre sonra gerçek dünyaya dönüş acı oluyor :)

17. Klasik bir soru: makyaj çantana sadece üç şey koymaya hakkın olsa neler alırdın?
La Prairie'nin yeni çıkan yosun kremi Advanced Marine Biology Cream, Dermalogica'nın Intensive Eye Repair ve Lancome temizleyicilerim.



18. Far bazı, makyaj bazı gibi ürünler kullanıyormusun? Kullanıyorsan hangi markalar? Kullanmıyorsan neden?
Hayır kullanmıyorum. Sanırım far, makyaj ürünlerinde en sevmediğim çeşit olsa gerek. Hele hele renkli gözlü olmayanların mavi ve yeşil far sürmeleri kadar kıro bir görüntü olamaz. Belkide Serpil Çakmaklı dönemlerini yaşadığımdan olsa gerek feci ön yargılı yaklaşırım şu far işine. Makyaj bazı ise profesyonel çekimler hariç kullanılmasını gereksiz ve sağlıksız bulurum. Ne kadar hayır kapatmıyor diye iddia etselerde bu bazların her türlüsü cildin hava almasını engeller. Atılması gereken tüm toksinleri cilt altında tutar ve hayati önem taşıyan kolajen yapımızı tahrip eder.

19. Makyajı en çok yakıştırdığınız ünlüler..(Bu soru benden geliyor)
Jennifer Lopez sanırım makyajın her türlüsünü en güzel taşıyan ünlü. Yüzünün kemik yapısına hayranım.

20. Bu mim dalgasını hangi bloglara göndereceksin?
Sevgili Trendtastic NY , MODA CADISI ve seraplamoda. İşiniz kolay değil kızlar iyi şanslar :)

ELVEDA GENÇLİĞİM :((

 
Ne işi var ölüm haberlerinin burada dimi ? Ama o herhangi biri değil ki benim için. En son Prenses Diana için gözyaşı dökmüştüm. Birde dün MJ'nin kurtulması için dua ederken.

Bendeniz 10'lu basamaklardayken ilk onun şarkısında kendimden geçerdim, ilk onun şarkısını walkmanime kayıt edeceğim diye saatlerce radyo karşısında beklerdim. Tabi siz çoğunuz bilmezsiniz ama walkman benim çocukluğumun en önemli teknoloji aletiydi. Öyle D&R'a git CD al nerdeeee..Radyo çekimleriyle kalitesi berbat olan kasetleri dinlerdik. O meletler arada sarardı, haydaaa kalemler çıkar tüm kaseti saatlerce geriye sarardık. 80'lerin en cavcavlı, herşeyin gerçek anlamda önemli olduğu bir devirdi. Fast food devrini yaşayan sizlerin yaşamasını çok isterdim o günleri.

Michael Jackson o günlerimin Madonna ile tek temsilcisi. Birde ucundan kıyısından George Michael. Thriller sanırım hala en fazla dinlediğim şarkıdır. O zamanlar sırf Billie Jean'i sevmiyor diye platonik aşkımla kavga bile etmiştim. Çünkü o zamanlar gerçek aşkım Michael Jackson idi. Sezen Cumhur Önal'ın Müzik Yelpazesi programında kliplerini göreceğim diye haftasonu ailemle hiçbir misafirliğe gitmezdim. Göya ya hastalanırdım yada deli gibi ödevim olurdu :)

Bilmezdim o zamanlar İngilizce. Ama tuhaftır tüm şarkılarının sözlerini adeta şakırdım. Hani çocukça atmasyon olurya. Aha aynen o şekilde söylerdim anlamlarını bilmeden. Söylerkende etrafımdaki veletlere hava atardım sizde yapın sıkıysa dercesine.

Burada defalarca tartıştık gerçek ikonları. Ikonlar taklit edilen, arkasından milyonları sürükleyenlerdir diye.. Simli çorap alacağım diye evde yeri göğü inletirdim. Başarılı olamadım ama daha sonraki yıllar Bad albümündeki gibi asi bir dönemim oldu. Derilerim, zincirlerim..Annem baygınlık geçirirdi kızım serseri oldu diye :)

Elvis Presley'den sonra gelen son kraldı MJ. Kaybıyla gerçektende bir devir kapandı. Ve sahneyi yine bir kral gibi terketti. Sanki bir kural var idollerin uzun yaşamaması gibi. Zaten onlar hiç ölmüyor ki.

Sabah 4'e kadar gözyaşlarım onun için aktı. Anne olma yolundayken çocukluğumun ve gençliğimin en önemli figürü ayrılmıştı aramızdan. Adeta o dönemime ait defterimin kapağını kaparcasına..

Elveda çocukluğum, gençliğim..Hoşgeldin yetişkinliğim :(

25 Haziran 2009 Perşembe

ÖYLE DEMEYİN AMA HAYATLARI ÇOK ZOR !

 
Şimdi efendim, Deniz Berdan gibilerine sorarsanız onlar birer mükemmeldir. Onlar annedir, onlar modacıdır, onlar güzellik uzmanıdır, onlar pastacıdır, onlar ikoncandır, onlar vıdı vıdıdır..Yani onlar herşeydir !! Ha birde bunlara sorsanız asla kendilerini sosyetik görmezler. Çünkü günümüzde sosyetik kelimesi kaliteyi temsil etmez. Çünkü magazin dünyasına göre parası olanda, sonradan görmede sosyetiktir. O yüzden onlar farklı olmalıdır.

Elitlerle dolu bir çevre yaparsın, en pahalı kreasyonlarla salım salım salınırsın, en ucube kıyafetlerle dikkat çekmeyi bilirsin, en VIP partilere katılırsın..Evet ne kadar çok en o kadar fazla şöhretdir. Ve yola devamdır !

Bu işin yaz ayları raconu, favori bir beldede gözde bir plaj seçilmesi ve medyadan uzak kalınmamasıdır. Her an her daim göz önünde olunmalıdır ve gereken malzeme verilmelidir. Çünkü piyasa rakiplerle kaynıyordur ve hepside aynı şekilde şöhret hastasıdır. Deniz Hanım gibilerinin işi hiçde kolay değil mi ?

Süreyya Yalçın Şükrü Saraçoğlu statında güneşlenecek gibi Lola Beach'den sezonluk locasını tutmuş, Ivana Sert Bodrum'a ayak basmış ,Eda Taşpınar her an yan şezlongda belirebilir. Ne kadarda stres dolu bir hayat. Ve o panikle hakiki bir sosyetiğin yapmayacağı hatayı yapar. Medyanın olduğu ve her hareketin karelendiğini bildiği bir plajda sere serpe kendini güneşe teslim eder. Güneşlenme ayaklarıyla merceklerin salyalarını akıtır ve malzeme en gösterişli şekilde verilir. Şahane vücudununun 20'lik Brezilyalı mankenler gibi her bir milimetresi yanmalıdır. Evliymiş, 2 çocuğu varmış kimin umurunda. Geçen sene en büyük rakibi Eda T.'nin bikinisinin üstünü çıkartıp da güneşlenmesi tüm dergilere konu olmuştu. Deniz Hanım geri kalmamalıdır. Nayır !! Nolmaz !! Nolamaz !!

Hayır acaba 40'ına gelmiş Ayşe Arman'ın seksi pozlarımı Deniz Berdan'ı harekete geçirdi. Ama işte o Ayşe Arman. Delinin teki. Gazeteci olmasaydınız ne olurdunuz sorusuna "orospuuu" diyebilecek kadar sıradışı ve olduğu gibi bir kadın. Samimi imajı en büyük artısı oldu hep. Öyle sevildi öyle benimsendi.

Bana bu muhteşem 4'lüden en samimi geleni Süreyya Yalçın. Hükümet gibi kadın maşallah. Takıyor tüm mücevherlerini üstüne, her sezon yeni/eski kocaları ve farklı bikinileriyle arz-ı endam ediyor. En rüküş kıyafetlerle göz zevkimi mahvetsede en azından ortalıklarda ben modacıyım, ben ikonum, ben pastacıyım, ben buyum ben şuyum diye dolaşmıyor, haddini biliyor.

Henüz Eda Taşpınar Bodrum'a ayak basmadı. Okuduğuma göre isminin bu üçlüyle birlikte anılmasına çok içerliyormuş. O yüzden artık her davete gitmeyecekmiş. Onunla bu isimler aynı satırda yazılmamalıymış. Çünkü onun kendine ait bir moda programı varmış ve o farklıymış..

Hay Yarabbim..Topuna akıl fikir ishan et !!

Kaynak : SABAH-Kelebek, Vatan

BİR DİRHEM ET BİN AYIP ÖRTER

 


Oldum olası zerafet timsali olarak gördüğüm Kraliçe Rania'yı böylesine kötü ve rüküş göreceğim aklıma gelmezdi. Rania'nın yanında İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un eşi Sarah Brown çok daha derli toplu
ve hoş görünüyor. Üstünde pazar malı gibi görünen dikişleri ve simetrisi son derece kötü bir elbise var. Allah bilir bilindik bir markanın çok pahalı bir modelidir. Ama Rania'ya ne olduysa baştan aşağı feci bir halde. Hele hele kemer, ayakkabı ve portföy renginin aynı olması hiç olmamış.

Rania anlaşılan zayıflık saplantısını epey abartmış. Bu halde ne giyse yakışması zor ihtimal. Adeta atalarımızın bir dirhem et bin ayıp örter lafının doğruluğunu ispatlar gibi.